Cadılar ve Kediler
Cadılar ve Kediler

       Tüm zamanların en büyük sorunu olan farklılıklar, toplumda hemen fark edilip ötekileştirilme sebebi olmuştur. Ortaçağ’da “tuhaf” davranışları olan bir kadın, öncelikle fişlenmeye, işkenceye ve yakılmaya mahkûm edilir. Peki, şuan durum farklı mı? Hiç sanmam. Ortaçağ tüm karanlığı ve acımasızlığı ile bizi takip etmeye devam ediyor. Hatta büyük bir farklılığımız olmadığı halde yakılmaya devam ediyoruz.

       Tarihsel sürece baktığımız zaman cadı ve kedi avları oldukça ünlüdür. Kediler Ortaçağ’da kabul görmeyip türlü suçlamalarla yaftalanmıştı. Bu kadar savunmasız bir canlıyı tehdit olarak görmenin acizliği ile masum kedilere düşman olunmuştu.  Öteki kabul edilenler birbirini bulduğundan olsa gerek ki kedisi olan, biraz da norm dışı davranan kadınların cadı olduğuna, kedilerinse cadılara şeytan tarafından hediye edildiğine ve bu kedilerin çeşitli büyüler için cadılara yardım ettiğine inanılırdı. Bu inanç daha da farklı boyutlara ulaşmış, cadıların geceleri kedi kılığına girip sokaklarda dolaştığı söylentileri yayılmıştı. Yahu bu kadınlar zaten cadı, gece gece gezmek için neden şekil değiştirsin bir şey olursa yapar bir büyü kendini korur. Neden o kadar uğraşıp da kedinin bedenine girsin. Bütün bunları düşünemeyen Ortaçağ insanı, o karanlık, dar ve bulanık beyninde cadı ilan ettikleri kadınlar ile kediler arasındaki bağı iyice güçlendirip birbirlerini doldurarak cadı ve kedileri avlamaya başlamışlardı. Yakalanan cadılar öyle büyük işkencelere maruz kalırlardı ki daha fazla dayanamayıp cadı olduklarını söylemek zorunda kalırlardı. Böylesine kötü bir durumdur ki işkence, insan işlemediği suçu bile kabul edip ölmeyi yeğleyebilir. Cadılar, itiraflarının ardından Salem Cadı Mahkemelerinde yargılanır, ardından da yakılırdı. Tabii kedileri de bundan nasibini alır, suçu olsa bile itiraf edemeyecek olan bir canlı, çarmıha gerilmek, kulelerden atılmak, yakılmak gibi birçok gaddarlığa maruz kalmıştır. Elbette bu nefretin altında da dinsel sebepler yatıyordu. Cahil halkı yöneten kiliseler çeşitli hurafelerle halkı kışkırtıp kedilerin cin olduğunu, şeytanın en sevdiği hayvan olduğunu öne sürerek bu katliamları tetiklemişlerdi. Papa IX. Gregorius, “Vox in Rama” adlı bir bildiriyi Almanya kralına ve başpiskoposa ulaştırarak “kâfir” olarak adlandırdıkları ve şeytanla özdeşleştirdikleri kişilere karşı savaş çağrısında bulundu. Bu bildiride, kedilerin şeytan olduğunu yazıp özellikle de siyah kedilerin satanizmle bağdaştırmıştı. Bu çağrı üzerine cadılar, kedileriyle birlikte yakıldı. Yobaz papa bunun sonuçlarını düşünmeden at gözlüğüyle dünyaya bakarken tüm canlıların doğada yaşam amacı olduğunu ve doğanın denge unsurlarıyla oynadığını hesaba katmadan tüm kedileri katletmişti. Bunun elbette bir bedeli olacaktı. Fareler artık mikroplarıyla birlikte kedi tehdidi olmadan Avrupa sokaklarında hüküm sürmeye başlamıştı. Onları yok edecek tüm kedileri katletmiş olan halk, kendi ölümünü kendi hazırlamıştı. Fareler hızla çoğalmış ve mikroplarını insanlara bulaştırmıştı. Veba, tüm Avrupa’yı sarmış, milyonlarca insanın ölümüne yol açmıştır.

       Kediler ile ilgili farklı toplumlarda farklı inançlar süregelmiştir. Örneğin; Amerika’da kara kedinin uğursuzluk getirdiği inancı varken İngiltere’de beyaz kedinin uğursuzluk getirdiğine inanılır. İskandinav ülkelerinde kedi bereket ile ilişkilendirilir. Japonlarda kedilerin başka insanların ruhuna girmesi gibi bir inanç vardır. Gemicilikte de kedinin büyük bir önemi vardır. Yola çıkmadan önce güverteye bir kedi alınır. Kedi huzurlu bir şekilde duruyorsa yolculuğun sorunsuz geçeceğine, eğer kedi güvertede huzursuz ise yolculuğun kötü geçeceğine inanılır.

       Masum kedilere yüzyıllardır rahat vermeyen insanların genel yargısı da maalesef kedilerin nankör olduğuyla ilgilidir. Kediler değil nankör olan sizsiniz! Sizi vebadan koruyan kedileri yaktınız. Bu durumda kim nankör? Bir düşünün derim.

        DÜNYA KEDİ GÜNÜ KUTLU OLSUN

Bir Cevap Yaz

Yorumunuzu giriniz
Please enter your name here