Yaşamaya devam etmemiz için gereken bir güç vardır. Hareket etmek, konuşmak gibi en basit şeyler için… Bu güç her canlıya farklı oranda verilmiştir. Bende durum biraz farklı işliyor. Bazen vücudumun içinde bir elektrik santrali var gibi hissediyorum. Sürekli enerji üretiyor. Çoğu zaman o enerjiyi atabilmek için saatlerce koşmam gerekiyor. Dolayısıyla, yaydığım titreşimlerle meydana gelen, etrafımdaki görünmez çeperin yani enerjisel alanın da hem bu kadar kapsamlı hem de bu kadar güçlü bir çekime sahip olması yadsınamaz. Enerjisi yüksek biri olmak kulağa hoş gelse de bunun bambaşka sonuçları olabiliyor. Tıpkı şimdi anlatacağım hikâyedeki gibi…

       Çatı katındaki küçük odamda bol sütlü kahvemi yudumlayarak yeni bir kitaba başlayacak olmanın mutluluğu içinde masa lambamın fişini takmamla şalterin atması bir oldu. Prizden anlık da olsa beliren kıvılcımlar paniklememe yetmişti. Cep telefonumdaki fener yardımıyla ahşap merdivenleri adım adım inerken alt katta her şeyin yolunda olduğunu fark ettim. Ev halkı bir televizyon dizisine kendini kaptırmış üst katın şalterinin attığından bihaberdi. Bodrum katta bulunan elektrik panosunu açıp köşede duran tahta sopa yardımıyla düşük olan şalteri kaldırdım. Ev halkına bir şey belli etmeden odama döndüm. Masa lambamın fişini tekrar takmaya çalıştığımda bu sefer de voltajın düştüğünü fark ettim ancak bu o kadar büyük bir sorun değildi. Daha önce böyle bir sorun yaşanmamıştı muhtemelen geçici bir şey diye düşündüm. Neredeyse soğumak üzere olan kahvemden büyük bir yudum alıp kitabımı okumaya başladım. Çok geçmeden tüm vücudumda bir ürperti hissettim. Ara sıra her insana olan tüy ürpermesinden çok daha fazlasını… Daha sonra voltaj tekrar düştü ve odadaki ışık verimliliği yarıya indi. Etrafımda bir şey dolaşıyordu sanki. “Sanki” fazla kalırdı. Odada biri olduğundan emindim. Emin olduğum an kalp atışlarım hızlandı. Neler olduğunu bilmediğimden korkmaya başladım. Kahve kupasını mutfağa götürme bahanesiyle aşağı indim. Ev halkı hala televizyon izliyordu. Yirmi sekiz yaşında bir birey olarak odamda görünmeyen bir şey var demek komik olabilirdi. Bu sebeple gerisin geri odam geri dönüp o şey her neyse yüzleşecektim. Tabii yüzü görünmediği için nasıl yüzleşeceğim de ayrı bir konuydu. Merdivenlerden çıkarken korkum her adımda daha da artıyordu. Odamdan içeri girdiğimde garip bir şekilde kalp atışımın düzeldiğini, korkumun geçtiğini fark ettim. Oysaki içeride ne olduğunu anlayamadığım şeyler olan odaya girince daha çok korkmam gerekmez miydi?

       Odanın kapısını açık bırakıp yerdeki mindere oturdum. Burada bir şey olduğunu hala hissediyordum ama az önceki kadar korkmuyordum. Korkmamalıydım da. Burada yaşayan bendim. Birinin yaşam alanına izinsiz giren de oydu. “kimsin sen?” diye seslendim. Biraz bekledikten sonra “nesin sen?” dedim. Cevap yoktu. Elbette olmayacaktı. Bunun bir saçmalık olduğunu düşünüp kendime güldükten sonra uyumak için yatağıma girdim. Tam uykuya dalacakken yine çok yakınımda biri olduğu hissine kapıldım. Gözlerimi açıp her tarafı kolaçan ederken perdenin havalandığını gördüm. Bu bir şeylerin burada gezindiğine kanıttı çünkü pencere kapalıyken rüzgârdan perdenin uçuşması mümkün değildi. Yine kendi kendime konuşmaya başladım. “Merhaba ben Gaye” dedikten sonra bir süre bekledim. Yine bir cevap alamadım. Biraz oturduktan sonra uyumak için yatağıma yattığımda zihnime bir takım bilgilerin geldiğini fark ettim.

       Bu dünya ile ölüler dünyasına sıkışıp kalmış bir ruh, dünyada oradan oraya bilinçsizce sürüklenirken buraya gelmiş. Yüksek bir enerjiye sahip olduğumdan burada yaydığım titreşimden beslenebildiği için benim alanımda duruyormuş.

       Bu bilgiler zihnime bir anda ilişmişti. Bazen rüyalarımızda bir şeyleri önceden biliriz ya tam da öyle bir durumdu bu.

       Uyandığımda aynı hisler eşlik etmeye devam ediyordu. Odadan çıktığımda “beni bırakma” der gibi baktığını bile hissetmeye başlamıştım. Bütün günü onu anlamaya çalışmakla geçirdikten sonra aramızda farklı bir iletişim şekli olmuştu. Ben merak ettiklerimi yüksek sesle sorarken o demek istediklerini bilinç akışıma gönderiyordu.

       Günlerim onu tanımaya çalışmakla geçiyordu. Varlığını hissettiğim, farklı bir teknikle iletişim kurduğum ancak kendisini hiç görmediğim bu hayaletten kimseye bahsedemiyordum. Zaten anlatsam da kimse inanmazdı. Aramızda garip bir bağ oluşmuştu. Onun varlığını hissetmek bana huzur vermeye başlamıştı. Kendisinin de öyle hissettiğinden emindim. Nasıl biri olduğunu, neye benzediğini o kadar merak ediyordum ki. Bunun bir yolu olduğunu söyledi. Daha doğrusu bu konuda bildirim gönderdi. Enerjimi onunla paylaşırsam kendisini görebilecektim. Bunun için tüm gücümü toplayıp yoğunlaştım. Ona enerji göndermek için gözlerimi kapattığımda ellerini avuçlarımda hissettim. Kalbim yerinden çıkarcasına atarken heyecanımı kontrol edemez hale gelmiştim. Böyle hissetmek çok hoşuma gitmişti. Başlarda her şey çok güzeldi ama bir süre sonra halsizleştiğimi hissetmeye başladım. Gözlerimi açtığımda onu bir an da olsa görmeyi başardım. Yüzünün yapısı, gözleri, dudakları o kadar güzeldi ki. Saçları hafif uzun otuzlu yaşlarda bir adamdı. O kadar anlık görmeme rağmen yüz hatları hafızama kazınacak derecede etkilemişti beni.

       Ciğerlerime dolan toprak kokusu, bahçedeki ıhlamurların rüzgârla dansı ile birleştiğinde yağan yağmurun her bir damlası içime akıyordu adeta. Ruhumda doğanın dansı vardı. Beni ölü bir adama aşık eden doğanın… Etrafımda dolanıp durduğu halde yüzünü görememek canımı acıtıyordu. Bir kere yüzünü görmüş olmak bile böyle hissetmeme yettiyse onu her gün görebilmek için her şeyi yapabilirdim.

       Biraz daha yoğunlaşıp onu daha uzun süre görebilmek için elimden geleni yapmaya karar vermiştim. Minderime bağdaş kurup gücümün son damlasına kadar yoğunlaştım. Enerjimin vücudumdan akıp gittiğini hissediyordum. Epeyce halsizleştim ancak o bana bu enerjiye ihtiyacı olduğunu hissettirdi. Sonunda onu tekrar gördüm. Güzel yüzüyle karşımda durup gülümsüyordu. Ellerine dokundum. Onu daha uzun süre görebilmek için fazladan çaba sarf ettiğim için aşırı bir yorgunluk hissediyordum ancak onu görmek bu yorgunluğa değiyordu. Kaybettiğim enerjimin yerine gelen mutluluk yepyeni enerjilerin potansiyeline dönüşüyordu. Her gün bir miktar enerji aktararak ona hayat vermeye karar vermiştim. Günlerce verdiğim enerjiyi depolayarak daha uzun süre görünür hale gelmişti. Artık normal bir insan gibi hareket edebiliyordu. Enerjisi oldukça yükselmişti. Bu arada benden beslendiği için benim enerjim normal bir insanın enerjisinden daha düşük hale gelmişti. Depoladığı enerjim bittikçe yoğunlaşıp daha çok depolamasını sağlıyordum. Böylece gülüşünü görebiliyor, ona dokunabiliyordum. Onunla kimsenin bilmediği, sessiz bir ilişki yaşamak oldukça gizemli ve heyecan vericiydi. Onun bir ölü olduğunu çoğu zaman unutuyordum ancak ara sıra saydamlaşıyordu. O zaman yine enerjimle onu besleyip mutluluğumuza kaldığımız yerden devam ediyorduk.  Gün geçtikçe daha fazla enerji aktarmam gerekmeye başladı. Azar azar biriktirdiğimiz enerjinin yeterli olmadığını anlayıp buna bir çözüm bulmaya çalışırken bilincime yeni bir ileti takılmıştı. Ona altın vuruş yapacaktım. Enerjimi onunla bölüşürsem sonsuza dek güçsüzleşecektim ama en azından onu tamamen hayata döndürebilecektim.

       Bütün gücümle onun ellerini tutup yoğunlaştım. Ona olan hislerimden aldığım güçle vücudumdaki enerjinin çoğunu avuçlarına akıttım. Artık sonsuza dek hayata dönmüştü. Kayıtsız şartsız yeniden doğmuştu ancak ben yorgunluktan gözlerimi açamaz hale gelmiştim. Zar zor yatağıma uzanıp hareket edemeden öylece yatıyordum. Günlerce koşmuş gibi yorgundum. Burnum kanıyordu…        Gözlerimi açtığımda içimde derin bir uçurum vardı. Etrafıma bakmak için kafamı kaldırmak istesem de bunu yapacak halim yoktu. Ona seslenecek gücüm bile yoktu ama anladığım kadarıyla odada benden başka kimse de yoktu. Tüm gücümü verip hayata dönmesini sağladığım adam veda bile etmeden gitmişti.

Bir Cevap Yaz

Yorumunuzu giriniz
Please enter your name here