Monet - Bahnhof Saint Lazare in Paris, Ankunft eines Zuges

     Doğanın bir parçası olduğu halde doğaya en çok zararı veren tek hayvan türü insandır! Buradan ne kadar nankör mahlûklar olduğumuzu da çıkartabiliriz.  “Benden sonrası tufan” zihniyetiyle hazırladığımız son geldi çattı. Bize dokunmadıkça bin yaşasın dediğimiz yılan güçlenerek bir ejderhaya dönüştü.

     Evrim teorisine baktığımızda “insan” alt beyniyle soyunu devam ettirmeyi amaçlar. İçgüdüsel olarak neslini korumayı arzular. Bu bağlamda esas amaç yeni nesillere yaşanılabilir bir dünya sunmak olması gerekirken komünal toplum anlayışından uzaklaşmanın getirdiği bencillik, birçok şeyle birlikte en çok da doğaya zarar vermeyi getirmiştir. Ortak sorumluluk bilincinin zaman içinde yok olması, insanın bireyselleşmesi ve “comfort zone” (konfor alanı) kavramlarının oluşumu insanı tembelliğe sürüklerken dünyada olup biten çoğu şeyden habersiz hale gelip soyutlanmasına neden olmuştur. Her şeyin olduğu gibi bunun da bir bedeli var elbette ancak bu sefer bu bedeli nefesimiz kesilerek, yok olarak ödeyeceğiz gibi görünüyor.

     Sanayi Devrimi ile hayatımıza giren makineler, koskoca fabrikalar seri üretim yaparken buna paralel olarak seri bir kirlenmeye de neden olarak ekosisteme pervasızca zarar vermiş, arıtma bilincinden yoksun endüstriyel atıklar gölleri, denizleri kirletip orada yaşayan canlıları yok ederken makinelerden çıkan petrokimyasal gazlar da yoğun bir hava kirliliği sonucu özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinin kâbusu olan asit yağmurlarını beraberinde getirerek ozon tabakasının incelmesine neden olup kuraklığın kontağını çevirmiştir. Üretici kadar dağıtımda kullanılan enerji salınımından, son tüketicinin ürünü atığa dönüştürmesi de aynı oranda zararın sürmesine sebebiyet vermiştir.

     Dünya topraklarını her ne kadar bölüşmüş olsak da baktığımız gökyüzü aynı. Her ne kadar farklı gen grubuna sahip insanlar olsa da aynı ekosistemin parçasıyız. Her ne kadar “insan” ırkını diğer canlılardan üstün tutsak da bu dünyada her canlının yaşama hakkı aynı. Kendine “insan” adını veren canlı türünün varoluşsal kaygılarıyla çelişen bu doğa katli aslında gelecekteki torunlarına miras olarak ölüm bırakmasıdır. Çünkü bize ekosistem değil “ego”sistem bırakılmıştır ve biz bu ego mücadelesinin altında ezildiğimizi git gide daha da fazla hissetmeye başladık. Ekosistem dediğimiz şey bir zincir ve bu zincirin halkası koparak dağılmakta. Bu zincirde her canlı türünün birbirine ihtiyacı varken yok olan her tür diğer türlerin de yok olması anlamına gelirken biçilen ömürlerimizde bireysel refaha kavuşma arzusu uğruna süren ego yarışının devam etmesi sona atılan adım değil sona koşmaktır. Çünkü devir hız devri ve bizler kendi sonumuza koşmaktayız.

Bir Cevap Yaz

Yorumunuzu giriniz
Please enter your name here